Ceketini nehrin kenarına bıraktı ve son defa arkasına baktı. Bu defa her şey bitecekti. Bütün acıları nehrin azgın sularıyla akıp gidecek, gözyaşları derin sulara karışacaktı. Bu kez acılarından gerçekten kurtulacak, sevdiği için bir daha asla gözyaşı dökmeyecekti.
Son kez sevdiğinin resmine baktı; gözyaşları durmak bilmedi, boğazındaki hıçkırıklar hiç susmadı. Önce hayalleri, sonra umutları bir bir tükendi...
Nehrin kenarında koyunlarını otlatan bir çobanın bulduğu o ceket, büyük bir trajedinin habercisiydi. İlçeye koşan çobanın "Birisi intihar etmiş!" haykırışları yankılanırken; ambulanslar, dalgıçlar ve merak dolu kalabalık nehrin kıyısına akın etti. Herkes aynı soruyu soruyordu: "Kimdi bu çaresiz can?"
Kalabalığın arasındaki Selim, kıyıdaki ceketi görür görmez tanıdı. Bu, çocukluk arkadaşı Halit'in ceketiydi... Henüz yirmi dokuz yaşında, hayatının baharında olan Halit, kendi halindeki dünyasında kimsenin bilmediği ne fırtınalar koparmıştı? Zamanla yarışan arama kurtarma çalışmaları saniyelere karşı savaşırken, günler geçmesine rağmen nehir Halit'i geri vermedi.
Kendi sessizliğinde devasa bir sevdayı ve fedakârlığı saklayan Halit, ardında sadece bir ceket ve cevapsız sorular mı bırakmıştı? Yoksa bu bir son değil, çok daha büyük bir sırrın başlangıcı mıydı?